28 Eylül 2014 Pazar

Gıda da korku üzerinden rant elde edilebilir mi?



Ne yazık ki evet . ve ne yazık ki sıklıkla  baş vurulan bir yöntem diyerek kısaca cevaplandırabilirim.

Detaya gelince önce korkuyu birde kendi bakış açımdan tanımlayayım istiyorum.

KORKU insan tabiatının en şayanı takdir motivasyon kaynağı olmuştur. Kah yenilmeye yüz tutan orduları ölme ihtimaliyle değil ama “şerefi yerlere serilmiş olarak ölen bir asker  olarak anılma korkusu” cana getirmiş. Kah mizacı sert insanları “hata ederim korkusu ile kuzu eylemiş” bir duygudur. Örgütsel davranış biliminde söyle bir olgu vardır ki,  topluluklar olumlu yada olumsuz motivasyon için hep belli dozajda  korku ile terbiye edilmişlerdir.

Korku aynı zamanda en hızlı etki gösteren motivasyon aracı olarak da kullanıla gelmiştir. Toplulukları kanalize etmek belli yönlere sevk etmek için alanında başarılı yöneticiler olgudan faydalanmışlardır.

Korku oldukça enteresan şekilde geçtiğimiz yüz yılda savaşa ve endüstriyel tüketimi teşvik için fazlaca kullanılmıştır.

Korku olgusu, sigara gibi kansere sebebiyet verdiği tescilli bir ürün için kullanıldığında sonundaki ölüm vurgusu fazlaca ifade edilen reklamlarda fayda iktiza edilirken,  geçtiğimiz 19. Yy. gıda ürünlerinde tam ters aldatıcı etkiye de sebebiyet verilmiştir.

Korku ile tüketim davranışları değişebiliyor. Örneğin memleketimizin endüstriyel sıvı yağlar ve margarin türevleri ile tanıştırıldığı yılları ele alalım. 1950’li yıllara gelindiğinde II. Dünya savasında gıda savaş stoklarını bitiremeyen Amerikan şirketleri yeni pazarlar ararken memleketimiz insanının yegane tüketimi zeytinyağı, tereyağı ve iç yağından müteşekkildi.  Marshall yardımı adı altında bazı savaş hibelerini birkaç şart ile beraber sunacaklardı. Oda ellerindeki fazla gıda stoğunun eritilmesi için Türkiye pazarına girişinin sağlanmasıydı. Gerekli izin ve onaylar alınınca yetkili mercilerden ham yağlar Türkiye’ye getirildi. İş nefaset ve lezzette tereyağına ve zeytin yağına alışmış türk toplumunu bu yeni ürünlere kanalize etmek kalıyordu.  En hızlı ve etkili yöntem korku en doğru diye addedilen kişilerce doktorlarca verilmeliydi.

Öyle de oldu doktorlar tereyağının kolesterol denilen sinsi bir hastalığa sebep olduğu, halk arasında kalp krizine ince hastalığa sebebiyet verdiği hatta o yıllarda bu kadar bilinirliğe sahip olmayan kansere sebebiyet verdiği dahi söylenmişti.

Yıllar süren bu kara propaganda ile tereyağı zeytinyağı gibi Türk damak tadının vazgeçilmezi gıda hammaddeleri yerini margarin ve mısırözüne bırakmış, bunların üretimiyle hayatının geçimini sağlayan halk geçiminden olmuş söz konusu şirketler stoklarını bitirmenin ötesinde yepyeni bir pazar kazanmışlardı.

İyice alıştırılan topluluklar artık tereyağı lezzetini margarine verilen bütirik yağ asitleri ile tereyağı tadında margarinlerle gidermeye çalışır olmuştu. Bunu bir de “0” kolesterol diye bastırarak ifade etmelerini hayretle karşılar gıda uzmanları. Neden? Çünkü sıvı yağlarda kolesterol bulunmaz. Bitkisel yağların hidrojenle katılaştırılması ile elde edilen yağda kolesterol yoktur. Ama sorun zaten bu değildir. Bitkisel yağlarda kolesterol bulunmaz.

Sorun hidrojenle sertleştirilen yağlarda damar sertliği meydana gelme riskinin yüksekliğidir.

Buna da çözüm bulan endüstri sözüm ona kalp dostu margarini çıkarmıştır. Burada da bir hata yanlış yönlendirme var ne yazık ki. İçine zeytin yağına kendine has koku ve tadı veren yağ asitlerini  ekleyince zeytin yağı tadan margarin tüketirsiniz hiçbir şekilde değişen bir şey yoktur.

Bunu özellikle kalp rahatsızlığı olanların almasını da müthis bir kara mizah olarak değerlendirmelidir.

Aksine kalp ve damar hastalığının muhatabı insanlar soğuk sıkım- taş sıkım diye tabir edilen ege-marmara bölgesinde rahatlıkla bulunan sızma zeytin yağı bazlı beslenmeye azami dikkat göstermelidirler.  Hala bu kara propaganda ya devam eden firmaları görüyoruz. Yağ konusunu işlerken detaylıca işleneceği için kısa geçiyoruz.

Bu süre zarfında margarin üretim ve tüketimi ciddi oranlara ulaşmıştır.

 Kalp hastalığı ve hala ne olduğu sözümona çözülmeyen kolesterol palavrası sebebi ile tereyağı üretimi diplere vurmuş, asırlık zeytin ağaçları sökülmeye, yakacak odun olarak kullanılmaya başlanmıştı. 70 li yıllara gelindiğinde yerel üretim dinamiklerini sorumsuzca teslim eden dönemin yöneticileri bir ironi ile karşılaşacaktı. Türk halkını endüstriyel yağ ambargosu ile tehdit eden, sebepsiz fiyat yükselten yabancı iştiraki yağ firmaları karşılayacaktı ki bu bir felaketti. Çünkü artık ne yeterince tereyağı üretiliyor ne de zeytinyağına her dileyen ulaşabiliyordu. Ulaşılsa da kısıtlı üretimden fiyatlar almış başını gitmiş durumda olduğundan hem yerli üretim dibe vurmuş  hem de sağlık harcamaları almış başını gitmişti. 

Daha 80 li ve 90  yıllara gelindiğinde asıl margarin ve yüksek sıcaklıkta ısıtılarak elde edilen, elde edilirken kanserojenik radikaller (trans yağ)oluşturan endüstriyel sıvı yağlar       ( ayçiçeği, pamuk, mısır, kolza) ve gerçek kalp ve damar sistemi rahatsızlıklarının sebebi margarin ve vita ismiyle en ücra köylere kadar girmişti.

Hülasa-i kelam,

Hayvancılığı yaygın tarım toplumu olan bir memlekette, korku propagandası ile  giren hidrojene nebati yağlardan 90 lı yıllara kadar başka bir şey tüketilmemesi hatta dünya sağlık  konjonktürü  gereği yasaklanan piyasadan kaldırılan evet vita benzeri ürünlerin halen azalmışta olsa üretilip satılmaya devam etmesi alaıcı bir pazarın bulunması bir ironi değil de nedir?

Yediği içtiği ile bedenen ve fikren sıhhat bulan, değer katan fikirleri ile keyfiyeti artan bir toplum olmamız temennisi ile…


Emin Engin Türk

Gıda Mühendisi


kaynakça,

fao ,food and agriculture organisation statistics dünyada yıllara göre margarin üretim ve tüketimi

bysd database türkiye’de yıllara göre margarin üretimi


Osman Nuri Koçtürk. Yeni sömürgecilik açısından gıda Toplum Yayınları 1966.

1 yorum:

  1. Bu paylaşım için teşekkür ederim. Ancak bu kadar kıymetli bilgilere Gıda Mühendisi olmanız vesilesi ile yurdumuzun her yerinde anlatmalısınız. Çok mühim ve ihmal edilen bir mevzu.

    YanıtlaSil